Meydandan yukarı nasıl çıkacağımızı düşünürken önümüzde bir taksi durdu, içinden inen müşterinin ardından onay almak için son durağımızın belgelerini sunduk, son olmaması ümidiyle, kabul görmesinin ardından yerleştik taksiye. İki arkaya bir öne. Yokuştan deli gibi çıkarken bir anda fren yaptı şoför. El frenini çekti, kapıyı açtı… Yolun ortasında bir anda duran bir taksi, içinden taksici hışımla indi, aracın önünden benim tarafıma geldi. Aranan gözlerle etrafa baktı. Yolun kenarındaki zakkumlara yöneldi. Biraz bakındıktan sonra gözüne kestirdi pembe zakkumlardan bir tanesini, cebinden çıkardığı tırnak makası yardımıyla kesti aldı. Anlamsız bakışlarla şoförü izledik. Hiçbir şey olmamış gibi bindi araca, güzelce yerleştirdi kestiği zakkumu havalandırma deliğine. Bir açıklama yapması gerektiğini anlayarak..
-Ben çiçekleri çok severim. Evde her türlü çiçeğim var benim.
-Ne hoş.
-Saksı çiçekleri, küçük ağaçlar, evimi görmeniz lazım. Hele bir tanesi var, suda yüzüyor sırf onun için dev gibi bir akvaryum yaptırdım salonun ortasına. Yalnız yaşıyorum ben, anam ölene kadar beraber bakardık çiçeklere, şimdi bir çiçekler kaldı bir de ben. Donattım evin her tarafını, bahçeden farksız.
-…
-Zakkumlara bayılıyorum, her yerde bulunmuyor bu kadar güzeli, gördün mü alacaksın… Evin orada beyazları var ama pembesini daha çok seviyorum. Şu güzelliğe bakar mısınız? Her akşam içerim ben çiçeklerime bakıp. Bu akşam bir büyük içerim zakkuma nazır…
Gerisini hatırlamıyorum, taksiyle nereye gittik, nasıl indik, en son ne dedi.
11112009