Sinema Tahliye Çok Acil!

Sinemayla kısıtlamamak lazım aslında yazacaklarımı. Belki konser, tiyatro, sahnede canlı performans olan etkinlikler için daha kritik.

Nereye yetişiyorsunuz?

Bu derece acelesi olan insanların sinema, tiyatyro, konsere gitmeleri şart mı? Değil. Dersin bitimine iki dakika kala fermuar senfonisi başlar sınıflarda, defterler kapanır, kalem uçları yerine sokulur, fermuarlar açılır… Hoca, bozulduğunu belli etmemeye çabalar. Ders bitimiyle beraber herkes kapıya sıkışır. Sadece okullarda değil, biraz büyüyüp iş-güç sahibi olunca iş bitim saatinen yaklaştıkça avuç içleri terler, yanaklar pembeleşir, çantadan çıkmış ne varsa yerine döner, çekmeceler kapatılır, ışıklar söndürülür. 17.00’de biten mesai 17’de servislerin harekete geçmesine dönüşür…

Toplumsal bir acelecilik mi yoksa insanın doğasında mı var? Ders anlatan hocanın düştüğü durumdan çok farklı olmasa da kültür-sanat etkinliklerinde durumun biraz daha farklı olması bekleniyor. En azından eskiden öyleydi. Sinemanın sonunda yazılar akıp duruyor, saçmalık! Niye yazıyorlar bunca ismi, bazı sinemalarda da inatla ışıkları açmıyorlar insanlar biribirine çarpıp duruyor. 120 dakika bir film seyredip 3 dakika emeği geçenleri seyretmeye tahammülü yok kimsenin. Hatta sıra başı gibi stratejik bir noktadaysanız ve izlemeye niyet ettiyseniz her ayağınıza basan pis bakışlar atıyor size. İzleyecen de ne olacak? Bitti film bitti! Sen izle, sonra bana anlatırsın.

Bazı sinema salonları göstermeyi tercih etmiyor, “film” biter bitmez hoop açılıyor ışıklar, millet yolunu bulsun, hatta çat kesiyor : beyaz perde! Artık herkes İsviçre çakısı kadar donanımlı. Cep telefonunun mucidi Cellksh van Ericcsson sayesinde herkes ışığıyla geziyor, parlak bir gelecek bizi bekliyor. Açılmazsa ışıklar sorun yok, eller cepte, etraf ışıl ışıl. Edison’a ihtiyaç kalmadı..

Film biter bitmez ayağa kalkabiliyorsanız ya film başarısızdır ya da siz birşey anlamamışsınızdır! Zihnin yerine oturmazı, gerçek dünyaya geri dönmek için 2-3 dakikaya ihtiyaç var. Kahveyi koklamadan içmek! Tatlyı ağzınızda gezdirmeden yutmak. Sinemada zarar görecek birkaç kıl-tüy seyirci, konserde, tiyatroda ise sahnedekiler için sinir bozucu bir durum.

Aylarca çalışılmış bir eser, 2 saattir en iyi sekilde sergilemek için harcanan enerji, bir anda kaybolan seyirciler. Ayakta alkışlamanın anlamı tamamen değişmiş durumda. Saygıdan, sanatçıyı yüceltmek için değil artık, bir an önce salonu terk etmek için. Ayakta, yolda, kapıya en yakın noktada alkışlamak en makbulü. Aman, dikkat gecikebiliriz.

Bu kadar aceleye gerek yok, 2 dakikanızı rica edebilir miyim, lütfen?

GaK GuK‘ta

Posted in Genel, Yazma'lar | Yorumlar Kapalı

GaK GuK hizmetinizde…

GaK GuK artık hizmetinizde… gakguk.net açıldı…

gakguk.net - Gak Guk - GakGuk

gakguk.net

Posted in Genel, karalama | Yorumlar Kapalı

Bravo Blogspot Kararı!!!

Bu şekilde devam etmek lazım, blogları, kanalları, gazeteleri, zihinleri, barları, okulları, tiyatroları, kapıları kapatmak şart! Aynen devam…

Blogspot Kapalı!

Blogspot Kapalı!

İnanılmaz bir karar, hala mahkemelere site kapatma yetkisi veriyorlar.

Proxy ayarlarınızı değiştirip girebilirsiniz! Nasıl mı? Kullandığınız browser’a göre farklılık göstermekle beraber ayarlar(settings)’den proxy’yi değiştiri tıklayın. Ardından ekle  ya da +’ya basarak 8.8.8.8 şeklinde google üzerinden giderseniz blogspot artık size açık! Bu ve benzeri yollar varken niye kapatıyorlar web sitelerini anlamak mümkün değil!

Posted in Genel, karalama | Yorumlar Kapalı

Porta Pera – Taksim

Porta Pera Taksim

Porta Pera Taksim

Taksim’e girer girmez, Fransız Kültür’ün tam karşısı, GloriaJeans’in yanıbaşında bir cafe, restaurant. Taksim’de onca yer arasında dikkat çekiyor mu? Çekmiyor. Sarı-siyah bir dış cephe, çeşitli fırsatların asılı olduğu dövizler… Deneyelim o zaman…

Dışarıdan kendini belli etmiyor Porta Pera, içeri girince ne demek istediğimi anlayacaksınız. Döşemeler, yerleşim, kullanılan malzemeler, kısaca içerideki her şey son derece şık. Girişte şemsiye torbalama aleti, içeri ıslatmadan girebiliyorsunuz. Etrafı sallanan menüler ve fırsatlar süslüyor. Bunları niye asmışlar, kime astırmışlar anlamak mümkün değil, onca şıklığın içinde uyumsuz ve zevksiz sallantılar. İçerisi oldukça geniş ve ferah, uzun uzun çalışmak için de gelebilirsiniz, bir kahve içip kalkmak için de. Kahvaltı saatinde gittiğim için tam karşımda duran pizza bölümünün nasıl çalıştığını gözlemleyemedim ama uzaktan güzel gözüküyor. Servis elemanları oldukç.a nazik.

Lezzetlere gelmeden, öğle menülerinden ve fiyatlardan bahsedeyim. Bir sürü set menü yapmışlar. Oldukça zengin olan menülerde çorba, salata, ana yemek, içecek, tatlı ve bir adet çay var. Bu öğle set menülerinin fiyatları 12,90TL ile 17,90TL arasında değişiyor. Bir öğün için pahalı olsa da verdikleriyle düşünüldüğünde fiyatı oldukça makul oluyor Porta Pera’nın.

Menü tasarımı da ortama uymamış ve genel şıklık havasını baltalamış. Menüde yer alan yiyeceklerin fiyatları da 10-20 TL arasında değişiyor. Kahvaltı menüsü 15,90TL, Çay-croissant 3TL, Çay 3 TL, Espresso 4TL, Kahveler 4-6,50TL arası değişiyor.

!f öncesi oturmak için gittiğimiz Porta Pera’da croissant, muffin ve çay tatma fırsatım oldu. Croissant, croissant değildi, milföyün kıvrılmasıyla şeklen benzetilmiş hamur parçasına başka bir isim vermeleri yerinde olur. Çikolatalı croissant’nın içinde katı çikolata yerine çokomel türevi sürmelik çikolata vardı, olmamıştı. Muffin’i vasatın üzerinde olan Porta Pera’nın çayı da son derece açık ve demlenmemiş bir şekilde geldi. Kahvaltılıklarından yola çıkarak bu mekanı yargılamak doğru olmaz. Yemeklerini de tatmak lazım, sırf mekanın şıklığı için bile gidilebilir.

Taksim’de büyük kahve zincirlerinden sıkıldıysanız, oturmak, vakit geçirmek için son derece güzel bir yer olan Porta Pera’yı kesinlikle öneriyorum ancak yemeklerini yerken tedbiri elden bırakmamak lazım en azından ilk sefer…

26022011

Posted in Genel, Gurme, Yazma'lar | Yorumlar Kapalı

Mac’te Print Screen – Ekran Fotoğrafı

Mac kullanıcılarının ekran fotoğrafı çekmek için kullanabilecekleri tuş kombinasyonları:

Command-Shift-3: Ekranın resmini çeker ve masaüstüne kaydeder.

Screenshot Mac

Screenshot Mac

Command-Shift-4, ve bir alan seçin: Ekranda seçilen alanın resmini çeker ve masaüstüne kaydeder.

Screenshot Mac

Screenshot Mac

Command-Shift-4, boşluk, ve bir pencereyi seç: Ekranın resmini çeker ve masaüstüne kaydeder.

Screenshot Mac

Screenshot Mac

Command-Control-Shift-3: Ekranın resmini çeker ve kopyalanmış şekilde saklar, yapıştır komutuyla kullanabilirsiniz.

Screenshot Çeşitleri Mac

Screenshot Çeşitleri Mac

Command-Control-Shift-4, ve bir alan seçin: Ekranın resmini çeker ve kopyalanmış şekilde saklar, yapıştır komutuyla kullanabilirsiniz.

Screenshot Mac

Screenshot Mac

Command-Control-Shift-4, tboşluk, ve bir pencereyi seç: Ekranın resmini çeker ve kopyalanmış şekilde saklar, yapıştır komutuyla kullanabilirsiniz.

Screenshot Mac

Screenshot Mac

Posted in Genel, Teknoloji, Yazma'lar | Yorumlar Kapalı

Adem – Oksijen – !f

Festival kapsamında 25 Şubat 2011’de AFM Fitaş 4. Salonda izlediğim film. Bu kadar koordinatlı, ayrıntılı bilgi vermeye ne gerek var? Bilgi vermemek, yanlış bilgi vermek, bilip bilmeden yazmaktansa bu şekilde olmasını tercih ederim. !f kitapçığında ve sitesindeki programda bu filme ilgili yazanlarla (http://2011.ifistanbul.com/tr/Movie/adem) izleyip görecekleriniz arasındaki on farkı bulunuz. Nasıl hazırlanmış bu tanıtım yazısı, kim yazmış? Görmediğim filmler için de benzer hatalar mevcut mu?
Yazıyı aynen siteden alıyorum ve kırmızıyla belirtiyorum. Üzerinden gidelim.
Oksijen asla yeterince zamanı olmamak ve hep bir şeyleri kaçırma korkusu üzerine nefes nefese bırakıcı, romantik ve komik bir film.
Filmin isminden yola çıkarak bir kompozisyon yazınız ödevine verilecek cevabın ilk paragrafından alınmış bir cümle. Yeterince zamanı olmamak ve birşeyleri kaçırma korkusu filmin kalın harflerle yazılacak konu başlığı mı? Yoksa bu film bize amansız hastalıkla çerçevelenmiş bir hayatın insanların farklı ruh halleriyler ne şekillerde değerlendirileceğini, harcanabileceğini göstermek mi istiyor. Aynı hastalıktan çeken farklı insanlar, anne, baba, herkes ne kadar farklı. Filmde amansız bir hastalığın amansız bir diğer öğeyle, kişilik, benzerliği gösterilmiyor mu?

Tom ve abisi Lucas, ciğerlerini yavaş yavaş eriten ve genetik bir hastalık olan sistik fibrosis ile mücadele etmektedirler. En iyi ihtimalle, yirmilerine geldiklerinde ciğer nakli ile bir on yıl daha kazanabilirler. Akıllı, uslu ve sakin Lucas’ın tersine, Tom kendisine biçilen kısa ömre isyancıdır, asidir ve serserilerle takılır.
Lucas’ın meziyetleri, Tom’un kabahatleri demek son derece kolay, ancak seyirci Tom’la özdeşleştiriyor kendisini ve Tom sevilen bir karakter. Filmde Tom’un zaman zaman aşırıya kaçan davranışları ayplanmıyor, davranışlarını bu noktaya getiren değişkenlere şahit ediliyor izleyici. Lucas, akıllı, uslu, vs. ama Tom’un hırçınlığının temel nedeni ağabeyi Lucas. Geleceğini yaşayan bir adam. Ölüme yaklaşmasına adım adım şahit oluyor. Lucas’ın önünde böyle bir örnek var mıydı?

Bir gün hastanedeyken Xavier ile tanışır. O da aynı hastalıktan muzdariptir ama buna rağmen profesyonel bir sporcu gibi takılmakta, muhtelif maceralarla gününü gün etmektedir. İyimserliği ve enerjisi bulaşıcıdır.

Hastanedeyken Xavier’le tanışmaz, Xavier gelir kendini hatırlatır.Filmin açılışında bu bilgi verilmektedir. Xavier ve Tom’un özel bir bağı vardır. Beklenmedik bir şekilde oluşmuş, umulmadık şekilde bitecek. Sporcu gibi takılmakta!!! Bu nasıl bir tabir bir festival filminin tanıtım yazısında! Xavier, hastalığına rağmen dalış ve diğer sporları yapmaktadır. Dalış, hastalığının ilerlemesinde önemli katkı sağlamıştır. İyimserliği yoktur Xavier’in. Korkar, geleceğini göremez. Sürekli sonu düşünür, ona gore tedbirli davranır. Moral vermekten ziyade soğukkanlılıkla yüzler hastalığın sonunu.

Tom ise hastanenin koridorlarında dolanmaya başlar; bu esnada rastladığı ve bir enfeksiyon nedeniyle aylardır karantinada tutulan Eline’in tuhaf cazibesine kapılır. İkisinin birbirine dokunması yasaktır, tek iletişim yöntemleri telefonla konuşmaktır. Buna rağmen aralarında bir aşk doğar.
Tom ise diye başlayan cümlenin öncekiyle bir bağlantısı yok. Tom, Xavier ve sevgilisi sayesinde zamanın geçtiğini fark eder. Bu durum ona moral vermez, yaşamadıklarına yönlendirir Tom’u. Bu noktada Tom, kötü yoldan çıkmayı aklından bile geçirmez. Koridorlarda gezinirken karantinada yaşıtı bir kıza rastlar ve ona yarenlik etmeye başlar. Aşk mı ihtiyaç mı?

Koşullar üzüntüyü kaçınılmaz kılsa da Oksijen asla melodrama kaymayan, başka telden çalan, romantik ve eğlenceli bir film.
Üzüntüyü kaçınılmaz kılmıyor koşullar! Bu cümle filmi izlemeyen biri ya da bir robot tarafından yazılmıştır. Bu filme eğlenceli denilemez. Film baştan sona tercih edilen renklerle, mekanlarla, müzikle, ağır ve hüzünlü bir havada geçer. Romantizm konusuna gelirsek Tom, Lucas ve Xavier’nin hastalıklarıyla olan ebedi beraberlikleri romantizm sayılacaksa son derece romantik bir film olduğunu Kabul ediyorum Oksijen’in.

Ölümle değil, genç olmakla ve hayatta yolunu bulmaya çalışmakla ilgili bir film. İçinde aşk var, sürat yapmak var, Hooverphonic grubunun solistinin bahşettiği nefis soundtrack var. Bol bol gençlik var. Nefes almak var.
Gençlik? Nefes almak? Film nefessizliğin filmi! Neredeyse tüm karakterlerin solunum problemi var ve bu problem boğulmanın iki anlamında da gösteriliyor izleyiciye.

Ne diyeceğimi bilemiyorum…
26022011

Posted in Genel, Yazma'lar | Tagged | Yorumlar Kapalı

!f’te Reklam Gösterimi

Festival filmlerinde bu kadar çok reklam gösterilmesi normal mi? Festival filmleri saatinde başlamaz mıydı? Bağımsız filmlerin gösterilmesi, izleyicisiyle buluşması çok iyi bir hizmet ama bu sene iyice tadı kaçmış gösterimlerin. Bilet fiyatları yine çok pahalı, en ucuz bilet 7TL, eğer Genç ve Turkcell’iysen 19:00’dan önceki haftaiçi gösterimleri için iki bilet 7TL’ye düşse bile izleyici sayısını epey azaltan bir fiyat.

!f ilan

!f ilan

Bu fiyatlar ve bu kadar çok reklam gösterimi!
Sinema salonuna film başlamasına 10 dakika kala alınmaya başlanıyor festival takipçileri ve perdede reklamlar başlamış oluyor. İki seferdir belirtilen başlama saatinden 12-13 dakika geçinceye kadar devam ediyor reklamlar. Her hayırsever reklam veren kendince esprili, !f’e ya da sinemaya göndermesi olan reklamlar hazırlatmış. Sadece antipatik oluyor bu reklamlar. Film seyretmeye gelen insanlara zorla bunları göstermek ayıp! Panço alacağım varsa da almak istemiyorum reklamı izledikten sonra ya da gözüme gözüme sokulan web sitesini ziyaret etmeyeceğim. Çoğu izleyicinin aynı duyguları paylaştığını düşünüyorum.
Firmalar bu kadar meraklılarsa sponsor olmaya, film başlamadan bir ekranda katkıda bulunanlar arasında yerlerini alsınlar, yeter! Her yerde sürekli reklama maruz kalmaktan sıkıldım, bağımsız filmlerin arasına girmeyin bari. Dev şirketleri, medya düzenini eleştiren bir film öncesinde örnek firmaların marifetlerini ve başarısız reklamlarını izliyoruz. Zorla!
!f’in 10 senedir devam ediyor olması çok önemli, izleyici profili son derece çeşitli, yaş, cinsiyet, görüş ayrımı olmaksızın herkes elinden geldiğince takip ediyor filmleri. Sinemanın önünden geçerken bir anda içeri dalıp bilet alan insanların katkılarıyla yarısı bazen hepsi doluyor salonların. Çeşitli yerlerde eş zamanlı gösterimlerin olması da çok faydalı.
27 Şubat’a kadar devam edecek festival filmleriyle ilgili bilgi vermek için maalesef çok geç. Hala bitmedi, biletleri MyBilet’ten veya AFM gişelerinden alabilirsiniz. MyBilet’ten alıp boşuna hizmet bedeli ödemeyin! Hiç bilmediğiniz bir yönetmenin, adını bile duymadığınız oyuncularının filmini izlemek için daha iyi bir fırsat yakalayamazsınız, daha bitmeden…
11. yılda !f’in reklamsız gösterimler ve zamanına uygun film gösterimleriyle yeni bir 10 yıla ilk adımını atmasını umuyorum…
Çok güzel ve şık hazırlanmış !f Istanbul 2011 sitesi (http://2011.ifistanbul.com/).
25022011

Posted in Genel, Yazma'lar | Yorumlar Kapalı

Sanat Akmerkez’de İstanbul Karikatürleri, İbrahim Tapa

Akmerkez lafı ağzımdan aldın. Pera Müzesi ziyaretini yaptığım gün aklıma geldi, herkes alışveriş merkezlerine gidiyor ve yapacak hiçbir şeyleri yok! AVM’lerin kurulumu çok anlamsız, bir amaç için gidiliyorsa iş halletmek son derece hızlı ancak genellikle ziyaret sebebi sebepsiz. Akmerkez’de buluşalım kalıbının içi boş. Buluştun ne olacak? Ne yapacaksın Akmerkez, Aplus, Forumİstanbul ve daha zilyon tanesinde? Yapacak hiçbir şey yok. Hepsinde aynı yemek yerleri, aynı mağalar, aynı sinema salonları. Tek farkları otopark ücretlendirmesine dair. Heyecan verici.

Bunca insan AVM’lere toplaşıp doluştuğuna göre bundan faydalanmak şart. Profilo ve Cevahir’de tiyatro salonları mevcut. Aşağı yukarı hepsinde gişe filmi gösteren sinemalar var. AVM’lerde sergiler açılsa, konserler olsa, konuşmalar yapılsa nasıl olur? İçeride dolanan ayağına kara sular inmiş ve bir haftada 12. kez aynı mağazayı gezen insanların ilgisini çekeceğini düşünüyorum. Zorla sanat, gözüne gözüne sanat, gözüne dursun sanat…

Her AVM bir dükkan yerini sanata tahsis etse orada sergiler düzenlese fena mı olur? Frida Akmerkez’de, Picasso Olivium’da! Bu lüzumsuz mağaza grupları 22:00’ye kadar açık, bunca ışık, ısıtma varken birer konser salonu olsa her akşam 20:00’de başlasa, Fazıl Say piyanosunu alıp gitse? Artık insanlar sokağa adım atmaktan korkuyor, arabasından indikleri anda girdikleri mekanın sınırlarının çizilmiş olması şart, sanatı kapalı, insanların halihazırda gittikleri mekanlara taşımak herkesi memnun edecektir.

İstanbul Karikatürleri Sergisinden

Ibrahim Tapa

Akmerkez ne yapmış? Bir zamandır makyaj ve estetik ameliyatlarla kendini yeniden kabul ettirme çabaları sergileyen Akmerkez, bir adet uğursuz dükkanı kiralamamış ya da kiralayamamış ve üzerine Akmerkez Sanat gibi bir başlık oturtarak kapılarını sanatseverlere açmış. Bugünlerde İstanbul Karikatürleri sergisi gezilmek için bekliyor. İbrahim Tapa’nın karikatürlerinin sergilendiği odacığın geleni gideni bol. Websitesinde 8Ocak – 30 Ocak tarihleri arasında serginin devam edeceği yazsa da bugün 23 Şubat’ta hala gezmek mümkün. Ne zamana kadar açık kalacak galiba kimse bilmiyor. Koskoca Akmerkez’de ayrılan yer son derece küçük, böyle bir girişim daha etkileyici bir şekilde yapılabilirdi.

İstanbul Karikatürleri dünyanın çeşitli yerlerinde sergilenmiş, ayrıntılı bilgi almak için blogunu ziyaret edebilirsiniz.

Sanat AVM’de takip edilir. Vive les AVMs!

23022011

Posted in Genel, Yazma'lar | Tagged | Yorumlar Kapalı

Pera Müzesi Frida Kahlo & Diego Rivera

Frida Kahlo

Gelman Koleksiyonu’nda yer alan Frida Kahlo ve Diego Rivera eserlerinin bir kısmı İstanbul’da. Sergi açılalı epey uzun bir zaman oldu ama ancak gidebildim. 20 Mart 2011’e kadar ziyaret etmek mümkün sergiyi. Pera Müzesi Tepebaşı’nda Meşrutiyet caddesi üzerinde numara 65. Son derece şık bir web sitesine sahip (http://www.peramuzesi.org.tr/). Web sitesinin aksine son derece başarısız bir de blogu var (http://peramuzesi.wordpress.com/). Sergi ve Pera Müzesi ile ilgili ayrıntılı bilgi koordinatları bu kadar.
Sergi’yi 19 Şubat Cumartesi günü gezdim. Daha önce Pera Müzesi’ni hiç bu kadar kalabalık görmemiştim. Frida & Diego Sergisi dışında Çarlık Rusyası’ndan Sahneler Sergisi’ne de ev sahipliği yapan müzenin konuklarının öncelikli tercihi 3. Kat Frida! Kapıda herkesi arayıp içeri girmeye izin veriyorlar, kapının dışına taşan bir kalabalık mevcut. Güvenlik çemberini aştıktan sonra bilet almak için önümde 15 kişi vardı. Bilet fiyatları oldukça uygun (Tam 10TL, İndirimli 5TL, gruplara özel indirim var, gezerken eser açıklamalarını dinlemek isterseniz 4TL daha vermeniz yeterli). Bilet edinildikten sonra bir kuyruk daha olduğunu fark ettim. Ne bekliyor bu insanlar? Asansör! Sergilere hakkını vermek istiyorsanız 5. Kattaki Çarlık Rusyası’ndan Sahneler’le başlayabilirsiniz, ancak merdivenle 5. Kata çıkmak istemeyen çoğunluk asansör kuyruğunda sıralanmış. Dar, döner merdivenlerden çıkınca ter-kan durumu ortaya çıkıyor ama olsun…
Rusya’nın durumu içler acısı imiş. Gerçekçilikte son yağlı boya, eserlere biraz uzaktan bakınca fotoğraf mı resim mi ayırmak oldukça güç. Serginin tam adı: Çarlık Rusyası’ndan Sahneler: Rus Devlet Müzesi Koleksiyonu’ndan 19. Yüzyıl Rus Klasikleri. Sergideki eserler İstanbul’u ilk defa ziyaret ediyormuş. Belirli bir döneme ait eserleri anlamayı kolaylaştıracak tarihi bilgiler son derece kısıtlıydı. En dar duvara ne zaman ne oldu şeklinde bilgiler yapıştırılmış ancak daha iyi kurgulanabilirdi sergi.
Herkesin fotoğrafçı olduğu bir zaman da sergideki tüm eserlerin fotoğraflarının çekilmesine şaşmamak lazım. Ama şaşmadan edemiyor insan. Bu koleksiyona ilgi çok fazla değildi, 3. kata kadar tükeniyor nefesler tahminimce, ancak gelenlerin yarısından fazlasının elinde dijital kameralar her resmin fotoğrafını çekiyorlar. Ayrıntı çeken birileri vardı ama çoğunluk genel hatlarıyla sergiyi fotoğraflıyor. Artık her sergide bu fotoğraf çılgınlığı olduğuna göre kapıda usb sticklere eserlerin kaliteli fotoğraflarını indirebileceğimiz bir düzenek olsa daha rahat edebiliriz. Sadece fotoğraf çekmeye gelenler zemin katında işlerini bitirler böylece.
Bizim çocuk çok akıllı. Artık herkesin çocuğu dahi doğuyor. Yaptığı yorumlar düşünülüyor, bu çocuk büyük adam olacak. Çocuklara kötü davranıp, laflarını önemsememek ya da uzman ilan edip ne dese sakalları sıvazlamak. Ortası yok mu bunun? Yok. En azından bazı kesimler için yok. Sergilere herkes çocuğunu getirsin, beraber gezsinler, havasını koklasın. Biraz da çocuğu rahat bırakmak lazım. Cumartesi olduğundan ötürü dünya kadar çocuk vardı aileleriyle, o kadar zorluyor ki bazı aileler çocuklarını yorum yapsınlar diye. Gelen yorumlara da koşulsuz bir şekilde önem veriyorlar, hmm!
Bir çocuk grubunun yaptıklarını paylaşayım. Bir öğretmencik, 10-15 7-8 yaşlarında çocuk. Frida salonuna bir bale eseri sahnelercesine girdiler. İlk bulunan köşede bağdaş kurup oturdular. Öğretmencik, tatlı dilli, çocuklarla ilgilenmekten hoşlanıyor, eserleri, Frida’yı anlatıyor. Bu grubun etrafı, çoğunlukla sarışınlaştırılmış, şık, elleri kameralı kadınlarla dolu. İlk bakışta sergiyi gezmeye gelen ziyaretçiler olarak görünen hanımların yüzlerindeki gülümseme ve eserlere yöneltmeleri gereken bakışlarını çocuklara yöneltmeleri etten duvarın bir anne grubu olduğunu gösterdi. Anneler, çocuklarını dikizliyorlar. Ne dedi, benim çocuğum biraz suskun galiba, şu mavi gözlü çok akıllı kimin acaba… Bir yandan da hiç durmadan fotoğraf çekiyorlar, 18 yapına gelince bu fotoğrafı ona göstereceğim, sen Frida’yı İstanbul’da görmüştün çocum! Eserler, sergi, etrafla hiç ilgilenmeden bu şekilde dikiliyorlar…
Çocuklar, son derece çocuk, yaşlarının gereği davranıyorlar. Parmak kaldırmadan söze giriyorlar, istedikleri yorumları çekinmeden yapıyorlar, henüz acaba ne der korkusu gelişmemiş… Öğretmenim başladı anlatmaya, kimin sergisindeyiz? Gelen cevapların Frida’yla alakası yok ama öğretmen çok yaklaştınız diyor. Bu arada soruyu bilmenin ödülü öğretmenden öpücük! Annelerin bakışları arasında çocukların cevaplarını beğenerek kendisi söylemek zorunda kaldı: Frida. Kimdir, anlattıktan sonra, ilk resim olan otoportresini gösterdi: – Bakın, bu resimde Frida kendi resmini çizmiş, böyle resimlere ne diyorduk? Kimse otoportre diyemedi ama bir sürü beğenilen cevap geldi. İkinci soru: Neymiş çocuklar otoportre? Her soruya cevap veren, yüksek sesle konuşmayı seven bir oğlan, kadınların bıyıklı çizilmesi cevabını verdi. Anneler bayıldılar yumurcağa, öğretmen ne diyeceğini bilemedi. Çocuk haklıydı…
Köşede bu grubu bırakarak sergiyi gezmeye devam ettim. Eserler Gelman Koleksiyonu’ndan getirilmiş, bu eserler de Türkiye’te ilk defa gelmiş, filmini izleyip sanatçıyı merak edenler için, yakından eserleri görme fırsatı bir daha kolay kolay elde edilemez. Sergide Frida’nın, Diego’nun eserlerinden örnekler, Frida’nın poz verdiği fotoğraflar mevcut. Buraya kadar gelmişken gitmekte fayda var.
20022011

Posted in Genel, Yazma'lar | 2 Comments

Amsterdam’da Ulaşım Seçenekleri

İstasyon’dan çıkınca ne yapacaksınız? Nasıl ulaşacaksınız gideceğiniz yere? Seçenekler neler?

İner inmez bisiklete binmek iddialı olabilir… Seyahat süresince sürekli bisiklete binmek isteseniz de katil bisikletliler buna ne kadar müsaade edecek?

zahmet_amsterdam1

Amsterdam, ulaşım konusunda hiç sıkıntı çekilmeyecek bir şehir. Hava soğuk olmadığında bavullarınızdan kurtulduktan sonra yürümek dışında ulaşım sağlamak son derece lüzumsuz. Şehrin herhangi bir yerinde bıraktığınız bilye yerinden kıpırdamadan size bakacaktır. Yürümeyi tercih etmiyorsanız, yorgunsanız, hava soğuksa toplu taşımayı tercih edebilirsiniz. Bu asprin kadar şehirde otobüs, tramvay, metro ve feribot mevcut. Her sokağın kıyısından geçen bir taşıt bulmak mümkün. GVB, Amsterdam’ın toplu taşıma şirketi. Kendi sitesinde yazana göre her gün 800,000 kişinin ulaşımını sağlıyorlarmış. Aldığınız bilet tüm GVB hizmetlerinde geçerli. Ne kadar süre Amsterdam’da kalacağınıza farklı bilet seçeneklerinden faydalanabilirsiniz.

GVB bilet seçenekleri

Sitesinde tüm ayrıntıları mevcut ancak birkaç fiyat seçeneğini paylaşıyorum. 1 saatlik (1 hour, 1 uur) 2,60 Euro’luk fiyatıyla en avantajsız seçenek, 1 saat boyunca tüm GVB imkanlarından faydalanabiliyorsunuz. Bir gün sınırsız kullanım istiyorsanız, ilk gün için mantıklı bir tercih olabilir yol yorgunluğu, bavul taşıma vs. o zaman 1 günlük (1 day, 1 tag) bilet seçeneği 7 Euro. Diğer seçenekler : 48 hours (2 days)     € 11.50, 72 hours (3 days)     € 15.50, 96 hours (4 days)     € 19.50, 120 hours (5 days)   € 24.00, 144 hours (6 days)   € 27.50, 168 hours (7 days)   € 30.00. 1 saatlik ve 1 günlük biletler tramvaylarda satılıyor, diğerleri için istasyona gitmeniz gerekebilir. Bir daha kullanacağınız biletlerde dikkat etmeniz gereken husus her bindiğinizde ve indiğinizde kartı okutmak.

Tramvay önünzde durdu diye sevinmeyin, her kapıyı binmek için açmıyorlar. Ayrıca inen yolcu yoksa kapıyı açmak için kapının yanıbaşındaki düğmeyi kullanmanız lazım. İnerken de STOP butonuna basarak ineceğinizi haber vermeniz gerekiyor aksi takdirde durakta durmayabilir. Son olarak, inerken de kapılar düğmeyle açılıyor, ilk binen herkes travma yaşıyor.

zahmet_amsterdam3

Bu kadar motorlu taşıt yeter, canal bus ile şehrin çeşitli bölgelerine kanallarla ulaşabilirsiniz ancak bu hizmet GVB’ye bağlı değil (Canal Company).

zahmet_amsterdam2

Turistik turlar, kanal turları ile ilgili ayrıntılı bilgiyi başka bahara saklayarak Amsterdam ve Hollanda’nın en çok kullanılan taşıtına dönelim: bisiklet. Özellikle İstanbul gibi bir şehirden gidiyorsanız ilk gününüzü bisikletleri izleyerek geçirebilirsiniz. Her yer bisiklet dolu ve genç, yaşlı demeden herkes bisiklete biniyor. Bisiklet kullanmaktan memnunlar mı? Bence değiller, herkesin suratı bir karış ve en ufak yükseltilerde zorlana zorlana bisiklete biniyorlar. Kullanılan bisikletler oldukça eski ve yıpranmış. MacBike ve Yellow Bike iki bisiklet kiralama firması, başkaları da mutlaka vardır. İşe gidiş ve iş çıkış saatlerinde ayağınız yere basarsa daha güvende olacağınız kesin, bu zamanlar dışında herkes bisikletle dolaşabilir şehirde.

Bisiklet zayıflatıyor mu, forma sokuyor mu sorusunun cevabı da hayır. Günlük bir faaliyet olarak, nabzı yeterince yükseltmeden yapıldığı için diye düşünüyorum kimse de fazladan bir bisiklet vücudu mevcut değil.

Bir sonraki yazıda I amsterdam kartla ilgili bilgi vermeye çalışacağım…

İstasyon Yanıbaşında Bisiklet Parkı

17022011

Posted in Amsterdam, Genel, Gezi, Yazma'lar | Tagged , , , | 1 Comment