Soru sormak ayıp değil mi?
Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp! Bu cümleyi duymayan kalmamıştır. Ama eğitim hayatında ne kadar geçerli bir deyiş? 20′ye yakın yıldır okuma sektöründeyim, artık profesyonel olarak okuyorum.. Bu seneye kadar soru sormakla ilgili hep çekincelerim oldu. Konuyu takip edemeyecek kadar anlamadığım bir şey olmadıkça soru sormadım, bilmem gerektiğinden emin olduğum ve o zamana kadar öğrenmediğim hiçbir şeyi sormadım. Verilen cevap beni tatmin etmediği durumlarda susmayı tercih ettim. Bir daha soracağıma daha sonra anlamaya karar verdim. Her zaman anladım mı? Hayır. Sorsam anlar mıydım? Belki…
Soru sormak için belirli bir altyapıya sahip olmak şart diye düşündüm. Başkalarının da böyle düşündüğünü gözlemledim. Benim kadar anlamayan başkaları da sorusuz ayrıldı. Soru sormaktan bu kadar çekinmenin sebebi ne? Terslenmek! Belki çok sert oldu, bir bakış, bir hmfk sesi.. Birkaç mırıldanma. Belki hiçbiri olmayacak ama yine de ya olursa! Bilmemek ayıp değildi, öyle demişlerdi… Çalışmamak! Hazırlanmamak!
Bu döngüye girince neyi bilip neyi öğrenmemiz gerektiğini de kestirmek güçleşiyor… Soru sorulacak makamlara gelince çoğunlukla sert bakışlar, hoşnutsuzluk geliyor aklıma. Anlaşılmamaktan memnuniyetsizlik (aksi durumları dışarıda bırakarak). İnsanın sorası kaçıyor…
Gelelim yeni dünya yeni kültüre. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek de ayıp değil, soru sormamak ayıp. Her sorunun a great question (muhteşem bir soru) olduğu bir ortam düşünün. Buna rağmen soru sorulmuyor yeterince. Ne sorsanız hoşgörüyle karşılanıyorsunuz. Sonuna kadar bu hak kullanılıyor. Saçma sapan sorular, defalarca tekrarlanan şeylerin tekrarı, gereksiz yorumlar. Benim aklıma hep yargılayıcı sıfatlar geliyor. Kültürel. Hala çekiniyorum. Soramıyorum. Başkalarının sorularına içimden göz süzüyorum. Geçer diye umuyorum.