Havaalanına gitmekten daha korkunç ne olabilir? Yer değiştirmek rahatsız edici. Ya uğurluyorsundur ya da uğurlanıyor. Karşılamaya gittiğin zaman da bir garip. Kısaca havaalanları kısa sürede terk edilmesi gereken işkence merkezleri. Girişi oldukça zor en azından Türkiye’de…
Bu alanda geçirdiğin zamanının kalitesini etklieyebilecek unsurlar da mevcut.
Amsterdam, Schipol havaalanından İstanbul’a doğru beklemedeyim. Her türlü kontrolü başarıyla geçmiş, elimde İstanbul’a getireceklerim, kocaman sırt çantam. Avrupa şehirlerinin çoğunda olduğu gibi Türkiye uçuşu için havaalanı yönetiminin unuttuğu bir yerdeki bir kapı tahsis edilmiş. Yürü yürü ulaşmak mümkün değil. G3 kapımın adı ve bekleme salonuna ilk giren Türk genci olarak ilk sıralarda bir yere iliştim. Önüme bakınca bu sıraların yaşlı/sakat’lara ayrıldığını fark ettim. Kaçak bakışlarla kimsenin beni fark etmediğinden emin olduktan sonra sağlam/genç insanların oturaklarında bekleme pozisyonunu aldım. Yorgun, sevdiği bir şehri terk etmenin üzüntüsü.
Birbirine bakan 10′luk iki sıra oturak. Oturaklar son derece kaygan deri ve ben koridora yakın tarafında 2×10′luk serinin başında yalnızım. Çok sürmedi mutlu yalnızlığım. Bir grup insan geldi, bir adam ve dört kadın. Karşıma, yanıma selamsız, kafa onayı almadan yerleştiler, istilacı bir grup. Onların gelmesiyle kendime yer açmak, elimdekini korumak maksatıyla üç koltuğa yayılıverdim. İlk olarak tam karşıma düşen kadın dikkatimi çekti. 60 yaşlarında, kumral kısa saçlı, açık bok rengi gözleriyle etrafa kötü bakışlar saçıyor. İlkokul ikiye giden çocuklar gibi oturunca ayakları havada sallanıyor ayağında ReeBok spor pabuçları. Sürekli kendini göstermeye çalışan kompleksli insanlar vardır ya işte onlardan. Yüksek sesle saçma sapan laflar edip düşüncelerime limon sıkıyor. Bak alıştım ben artık, herşeyimi topladım uçuyorum, pasaportumu da aldım yanıma, bu verilen belgeleri doldurmamız şart mı, o belgelerin ne olduğunu o esnada bilmiyorum. Çantamı da toplayamadım. Bu konuşmalar sürerken hayallerim sekteye uğradı bu insan grubunun ilişkilerini çözümlemeye koyuldum. Bana en uzak köşede en yaşlıları oturuyor üzerinde Van Gogh müzesinden alınmış bir torba, torbanın içinde ne olduğunu anlayamadım ama 150 cm’lik bir kutu mevcut. Müzeden bu kadar büyük alınsa alınsa resim alınabilir ama kadın öyle bir sarılmış oturuyor ki içinde daha kıymetli birşeyler olması lazım… Yaşlı kurbağanın da ayakları yerden kesik, gözler kötü değil bön bakmakta. İki kadın arasındaki benzerlik akrabalık ilişkileri konusunda bir tahminde bulunmamı sağladı. Yaşlı olan kötü bakışlının annesi. Yaşlıyı solladığımda bol makyajlı, kilolu ama giyim tercihleriyle kilosunu gizlemeyi becermiş bir kadına rasladım. Karakteristik özelliği mavi göz kalemi olan bu hanım 50 yaşlarında gözükmekle beraber, başarısız bir makyajla bu hale geldiği düşünülerek 40′lı yaşlara geriletilebilir. Kendinden emin oturuşu ve yere basan ayaklarıyla diğerlerine nazaran asil bir hava yayıyor etrafına. Onlarca kere bekleme salonlarında oturduğu yüzündeki heyecansız huzursuzluktan belli. Diğerlerine benzememekle beraber akrabalık ilişkisi tayini yapmak durumundayım. Olsa olsa kötü bakışlının kızı konumundan bu çembere girebilir, yaşlının da torunu konumuna terfi etmiş olacak bu durumda. Sağımda oturan kadın diğerlerine nazaran oldukça koyu tenli, rahat, mutlu bir evliliği olduğu tahmin edilebilecek huzurlu bakışlar atıyor etrafa. Ne mavi kalem kadar yerleşik bir oturması var ne de kötü bakışlı ayak sallamaları. Zincire katmamız gerekirse mavi kalemin küçük kardeşi uygun bir konum olabilir. Bu dörtlünün en büyük ortak özellikleri ayaklarında parlayan reeBok spor pabuçlar. Günlük kıyafetlerin altında, kaba kaba, son derece estetik bir görüntü sergiliyor. Gözümü alamadığım iki pabuçtan biri kötü bakışın salıncak ayaklarında, siyah bir kumaş pantolonun sıyrılmış bileğinden gözüken naylon çorabına iliştirdiği beyaz reeBok, kocaman. Diğeri de mavi kalemde, daha şık giyimli olduğu için kendine zarif bir pabuç bulmuş, zarafeti kilosunu taşıyacak gibi gözükmese de giymekten çekinmemiş, beyaz yanlarında turkuaz çizgiler, incecik kızların giymesi gereken bir model, deve tabanına kelebek!.
Son karakterimiz bir erkek. Emekli olduğu her halinden belli. Bir kamu kuruluşundan emekli bir hali var, öğretmenlik yakıştırdım ama daha iyi bir meslek de seçebiliriz. Kısa boylu, yüzünde sinirler ve kazlar belirgin. Herşeyi bilen ukala havasıyla nutuk çekecek bir hali var. Dünyayı az önce kurtarmış, rötuşlara gelmiş gibi. Yalnız mıydın? Sert robotik hareketlerle sağını solunu yokluyor, sık sık. farklı boylarda dikdörtgenlerin kesişiminden oluşmuş, desenli bir gömlek üzerinde. Sarı, mavi, bej, beyaz. Gömleğin vazgeçilmez aksesuarı beyaz atlet içeriden dünyaya açılıyor. Gömleğin küçük bir kızmı dışarıda, kemerle sıkıştırılmış bir pantolon, siyah deri kemer, yıpranmış. Uçuk mavi wrangler kot pantolon, emekli üniforması. Pantolon fevkinde yukarı çekilmiş. Önden “takımlar” yerinde, arkadan tanga. Hocam, ha gayret el atayım da biraz daha çekelim… Bileklerden bembeyaz bir parlama ve ayaklar ReeBok, siyah deri. Yerinde duramıyor. Saatine bakıyor, yorum yapıyor. Saçları unutmamak lazım. Sol tarafa 4/5′lik kısmı yatırılmış iyice kırlaşmış, beyazları değil siyahları saymak lazım.
Böyle bir durumda uçak bekliyorum. Uçak gelmiş görüyorum ama bir türlü almıyorlar beni ve diğerlerini…
17.30 uçağı hedefim. Saat 17.00 normalde almaları lazım artık, nereden baksak 30 dakika sürer yerleşme/kalkış işlemleri. Emekli kot pantolon başladı huzursuzlanmaya, saatine bakıyor mekanik hareketlerle, sonra etrafa, sonra tekrar saatine. Saatine bakarken gözüşeceği ilk insana başlayacak yakınmaya. İhtimali arttırmak için sıklaştırıyor saat turlarını. Bu kadar zor olmasa gerek saatin kaç olduğunu anlamak. Yakalasa… Bu adamın ne işi var bu dört LATİF hanımın arasında? İlk gözlemlerim sonucu mavi kalemin kocası olmasına karar verdim ama her an yer değiştirebilir. Yangında ilk kurtarılacaklar listesinde beklemede. Sonunda buldu kötü bakışlının gözlerini. Daha şimdiden geç kaldık. Bravo. Kadın zaten konuşmaya programlanmış ne sokuyorsun arı inine wrangler’ını.
- Daha yarım saat var. Hazırlanmasını bekliyoruz.
- Uçak hazır. Hazır uçağı neden bekletirler ki. [işin gücün var sanki emekli kot, bekle işte, belli ki bir terslik var, THY bayılıyor seni bekletmeye]
- Hazır diyorsunuz da bu uçakların teknik kontrolleri yapılması lazım. Kalkıştan önce teknik olarak bakıyorlar. Teknik açıdan bir sorun olmadığına emin olana kadar kaldırmıyorlar. Teknik bir problem vardır.
- Uçak hazır, şurada beklememizin hiçbir anlamı yok, şimdiden geciktik.
- Teknik inceleme yapılıyordur, o zaman hazır değil demek ki. Teknik kontrol bitmeden hazır diyebilir miyiz? [ay bu da öğretmen galiba, teknik kelimesini yeni öğrendiği kesin, birbirlerine kırdırmak iyi oldu bunları, keşke bir de mekanı tayin edebilseydim...]
Gözümden kaçmayan bir ayrıntı kötü bakış, emekli kota cilveli cilveli konuşuyor, konumlar değişiyor mu? Adam umursamıyor, aynı sert tavırla sürdürüyor cevaplarını. Birazdan hayal kırıklığım. Kötü bakış döndü mavi kaleme ABLA. Neee! Ablasıymış, yaşlı kadın bu üçünü yumurtlamış, keşke kuluçkaya yatmasaydı… Adam’ın ne olduğu belirsiz, aile dostu. Lüzumsuz.
Beş dakika beklemeye gelemeyen kötü kadın çantasında kayboldu. Birazdan ayy ben de bu kurabiyeyi unutmuşum diye, kahvelerin yanından eksik edilmeyen acı bademli pisküvitlerden çıkardı. Hemen bir konu daha açılmalı, konuşmasak ölürüz, aman sessizlik olmasın. Abla, küçümseyen bakışlarla takip ediyor kötü bakışlı gudubeti. Karnımız acıktı, eycah geç kaldık derken sahneye sarılar girdi… Suya abuna dokunmayan koyu tenli çantasından muzlar çıkarmaya başladı, maymun. Ne arıyor bu kadar muz. 6 adet muz çıktı küçücük çantadan. Sırayla dağıttı kardeşlere, emekli kota gelindiğinde yüzünde guruulu bir ifade: Bende de var dedi ve neresinden çıktığını göremeden karşımda koca bir muzu parmaklarken buldum adamı. Maymunlar gibi boynundan ısırarak açtı muzunu, beş kişilik yaylı sazlar orkestrası başladılar muz yemeye. Kötü kadının elinde iki muz ay ben bunları nasıl bitireceğim naralarıyla dikkatleri üzerine çekmeye çalıştı. Abla, yeme o zaman keskin sözüyle bitirdi konuyu.
bu konunun kapanmış olması, ağırlık merkezinin kayacağı anlamına gelmiyor ne yazık ki.
- Ben bayağı alıştım yolculuk etmeye, ay telefonu kapatıyoruz değil mi uçağa binerken, uçağın TEKNİKini bozuyormuş, öğrendim valla. Çok fotoğraf çekiyorum, durun size birkaç fotoğrafımı göstereyim. [fingirdemeler devam ediyor]
Adam ilgisiz, bozulmuş gözlerini kısarak profesyonel cep telefonu fotolarına bakıyor.
- Hmm.
- Burası bizim yazlık, bodrumda, bu bizim bahçemiz, çiçekleri kendi ellerimle diktim. Kırmızı olanları en çok beğeniyorum. Balkondan içeri girmeyiz yaz boyu. Misafirlerimiz gelir, siz de mutlaka gelin. Görmeniz lazım. Bu fotoğrafnasıl olmuş? Çok güzel çekmişim değil mi. Bakın bu da güneş doğarken. Mevsim bitmeden bir gitmeliyim. Sizin kadar olmasa da fotoğraf çekiyorum ben de. [Puff, kadın azmış, telefonumun fotoğrafçısı, bu adam da bu ailenin uzaktan dostu çıkarımlarım]
Gerizekalı ablanın çişi geldi bu sırada. Uçaklarda habire tuvalete giden insanları hiç anlamıyorum, binmeden yap, 3 saat sonra inince yap, küçücük tuvalete gitmeye ne merak! Ayy, burada tuvalet yok mu? 14 saat yürünerek gelinen kapıyı geçene kadar 3905 tane tuvalet var ama idrar torbasının dolduğunu ancak herşey bittikten sonra anlıyor, 11 aylık bebek refleksi… Man in coat cevap verir: artık uçakta yaparsın. Tuvalete gidenler bu tip adamlar demek ki…
On-line check-in yapma zekasını kullandığım için önüm arkam ne durumda hiç bir bilgim yok. Bu adam’lar yanımda değildir umuduyla elindeki karta baktım, ben 29′uncu sıradayım adam 28 neyse en kötü ihtimalle kulaklıkla kurtarabileceğim bir mesafe. Kapıların açılma sesleri gelirken koşarak geçtim önlerine koridorda harcayacakları zamanı göze alamayarak.
Uçakta şansım iyiydi, 3 kişilik bir bölümü bana ayırmışlar önümde de yalnız başına emekli kot. Yanında menopoz kötü bakış olmayınca konuşmaz diye düşündüm. Meryem Ana!.. Uçakta olan bir teknik sorun değil, havaalanının yoğunluğu nedeniyle biraz gecikiyormuşuz. Çıkardım fotoğraf makinamı ve her uçuşta yaptığım gibi havaalanından başlayarak fotoğraflar çekmeye başladım. Kalkışa başlamadan döndü arkasına.
- Pardon, uçakta fotoğraf çekmek yasak.
- Değil.
- Yasak, ben de fotoğrafla ilgileniyorum, beni uyardılar daha önce, lütfen çekmeyin.
- Bakın video kamera yazmışlar burada, daha önce de çektim, yasak değil. [iniş kalkışta yasak]
- Yasak, çekemezsiniz.
- Çekerim. Hostes gelse memnun olacak mısınız????
- TamAm..
Host geldi bir adet rica ettim, iniş-kalkışta çok güzel oluyor biraz fotoğraf çekebilir miyim?
- Tabii beyefendi, normalde pek tercih etmiyoruz ama buyurun..
- Teşekkürler…
Bir daha konuşmadı benimle. Bu insanlar niye geliyor dünyaya, karşıma çıkmasa yeter aslında…
Birkaç fotoğraf…..
24092009